Bol Köpüklü Kadife İstanbul | Velvet Cafe, Galata

0

Bazı anlar vardır, sararmış bir fotoğraf karesinin içine girmek istersin, bir Nazım şiirine özne olmak istersin belki de.
Eskiye duyulan bir özlem var, hem de öyle böyle değil. Aslında ne kadar da bıkmış insanlık teknolojiden.
Sabah yüzünü yıkamadan, günaydın demeden telefona sarılır bir hayattan kaçmak isteyen, televizyondan kurtulup nefes alma ihtiyacı duyan bir topluluk var. Yok değil !
Çünkü hala kitap okumanın, paylaşmanın, konuşan insanlar olmanın, arkadaşlık kurabilmenin, göz göze bile gelebilmenin kıymetini bilenler yaşıyor bu dünyada.
Nadiren de olsa rastlaştığımız bu insanları görebileceğimiz bazı mekanlar son aylarda epeyce çoğalmaya başladı.
Tophane’yi Karaköy’den, Taksim’i Kuledibi’nden daha çok keşfettiğimizden midir bilmem ama ara sokaklarda yeşermiş güzellikleri göremediğimiz aşikar.
Bu hafta sonu her zaman ki gibi İstanbul’da turist olma fikrinden düştüm yola. Senin için yepyeni, mis gibi bir yer keşfettim.
Ben burayı sadece bir kahve fincanı karesinde vuruldum da buldum.
Mekan nefis, çalışanları bal gibi, sunumlarına diyecek kelime bulamıyorum.

Velvet Cafe’den bahsediyorum, ben ki yeşiline moruna vurgun kadifemsi bir yaşam dilerken, tam da işte bu denilecek bir yerde oturdum kaldım.

Sana ev rahatlığı sunan bu küçük cafe, dededen toruna geçen bir mirası barındırıyor. Dantelle süslenmiş menüler, taze çiçekleri bulunan masalar, kaneviçeden duvar süsleri, şaheser avizeleri bir babaanne evini anımsatıyor.

SmartSelectImage_2016-01-25-15-28-38

Kendi fincanını kendin seçme rahatlığını veren Velvet, kaymaklı un helvasıyla olağan üstü bir tat keşfetmeni de sağlayacak. Keşke bu tadı, görene geçirebilen bir teknoloji olsaydı da en azından bir işe yaradığına sevinebilseydik.

20160124_164129

Hikayesi olan cafe Saray’ın Kahvecibaşı dedenin torunları tarafından işletiliyor. Bol köpüklerin sırrı, nereden geliyor anlıyorsun. Bir kahve istiyorsun masa anında başka başka lezzetlerle doluveriyor, eli de bol bu cafenin. : )

Modern çağ tüketiciliğinden olurda bir gün çıkmak istersen, uğra buraya. Telaş yok, curcuna yok, ses kalabalığı yok aksine unuttuğumuz her şey var. Sohbet var, kitap var, kahve var, paylaşım var.
Öyle güzel yürekli insanlar geliyor ki, yeni yeni şeyler öğreniyorsun. Dikkatin mutlaka yandaki, bir sonraki, arkandaki masaya kayıveriyor.
Benim dikkatimi çeken, yünler, şişler, atkılar oldu. Bu cafe nin tatlı insanları doğuda bir okulu ısıtmak, çocuklarını sarıp sarmalamak için kullanıyorlar bu malzemeleri. Öğrenmek isteyen, bir ilmekte benim katkım olsun diyen herkese de veriyorlar bir çift şiş.

Son haftalarda ‘biz ne zaman bu kadar insanlıktan çıktık’ diye homurdanıyorken ne iyi etmişim de rastlamışım o kareye ve ne iyi etmişim de üşenmemiş gitmişim.
Dedim ya eskiye özlem var, hala umut var. Kitapların okunduğu, yozlaşmadan önce fikirlerin tartışıldığı, bir fincan kahvenin hatrının olduğu o zamanlara geri dönüyor İstanbul’a.
Anne keki, büyük anneannenin bol köpüklü kahvesi, tonton dede hikayeleri ve yedi ceddin neleri neleri…

Çık çık gez, dolaş.

İstanbul hala bizimken, yüreğin soğumadan Velvet gibi bir çok mekanı bul.
He bu arada yine hatırlatayım, yolun Galata’ya düşecekse yününü almayı da unutma. Gittiğinde de mutalaka lavoboya da uğra. Duvarına bir notta sen bırak. Böyle de değişik adetleri de var.

Bir sonraki zaman tünelinde görüşmek dileğiyle;
Sevgiyle kal…

Yol Tarifi;

İster benim gibi Karaköy’ü önce gez, sonra Tünel ile Galata’ya çık.

İstersen metroyu kullanarak Şişhane’de in, Galata Kulesi‘nin arka sokaklarında dolaşa dolaşa bulabilirsin.

Paylaş.

Yazar Hakkında

Yorum Yapın

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.